Formula 1′in o eski bol mücadeleli yılları geride kalalı çok oldu. Şu aptal kurallar nedeniyle tekrar o günlere dönebileceğimizi hiç sanmıyorum. Ancak bu yılın başından Kanada’ya kadar içimde biraz olsun umut vardı. Ferrari-McLaren çekişmesinin yanında emin adımlarla gelen bir BMW vardı ki, sezon sonuna kadar 3 takımın ve en az 4 pilotun (Kovalainen ve Heidfeld önlerde olmaktan çok uzaklar) çekişeceğini garantiler gibiydi. Ama Kanada’da aslında BMW’nin sanıldığı kadar güçlü olmadığı görüldü.
Bir dakika! BMW Kanada’da duble yapmamış mıydı? Nasıl güçlü olmaz? Hayır, yarışı izledim ve evet güçsüz bir BMW izledim. Tamam, “BMW Sauber” takımı olarak ilk yarış galibiyetlerini bir duble ile aldılar. Fakat Hamilton’un pit çıkışında Raikkonen’e bir kamikaze gibi çarpmasından önce BMW oldukça zayıf bir görüntü çiziyordu. Robert Kubica, Raikkonen ve Hamilton’un temposuna ayak uydurmaktan çok uzaktı ve yapabilecekleri en iyi derece 3.’lük olacaktı. Her ne kadar bir duble yapsalar da, sezonun devamı için umut vermiyordu.
Kaldı ki, gerek takım yetkilileri, gerekse pilotlar “ayaklarımız yere basıyor” tarzında açıklamalarla o galibiyetin o kadar büyütülmemesi gerektiğini ifade etmeye çalıştılar. Fransa’daki performansları da bunu gösterir nitelikteydi. Tamam, o kadar kötü olacaklarını beklemiyordum ama yine de Ferrari ve McLaren’in gerisinde kalacaklarından emindim. McLaren pilotları cezalarla arka sıralara düşmemiş olsaydı durumları daha da vahim olacaktı.
Peki BMW Sauber bu sezon tekrar galibiyet kazanamayacak mı? Elbette kazanacaktır. Fransa’daki hezimetin ardından boş oturacak değiller. Hatta Silverstone’da iyi bir sonuç elde edebilirler. Ama Ferrari ve McLaren’ler hata yapmadıkça veya sorun yaşamadıkça bir galibiyet geleceğini sanmıyorum. Muhtemelen sezon sonuna doğru daha güçlü olacaklardır. Her ne kadar şampiyonada iyi bir konumda olsalar da, yakında McLaren’in toparlanıp onları geçeceği aşikar. Tabi 2. yılında geçen yıl yaşayamadığı çaylaklık sezonunu doya doya yaşayan Hamilton bu çaylaklıklarına son vermeyi başarabilirse.
McLaren sezona güçlü başlamıştı. Hatta öyle ki, birçokları geçen yılki performansı ile göz dolduran Hamilton’u ilk yarıştan şampiyon ilan edivermişti. Felipe Massa’nın üst üste yaptığı inanılmaz hatalar ve Kimi Raikkonen’in ilk yarıştaki zayıf görüntüsü tuz biber olmuştu. Fakat Hamilton birden çaylak görünümüne bürünüverdi. Kovalainen de pek varlık gösteremeyince, Ferrari kısa zamanda şampiyonayı kontrolü altına aldı ve şu anda en güçlü takım olarak görünüyor. Massa aptalca hatalar yapmayı bırakıp istikrarlı bir görüntü çizmeye başladı. Raikkonen bir ara tuhaflaşsa da kısa zamanda toparladı ve ikisi de istikrar yakaladı. F2008 Fransa’daki soruna rağmen dayanıklı ve güçlü görünüyor. Ama buna rağmen MP4-23′ ün performans açısından Ferrari F2008′ den aşağı kalır yanı olduğunu sanmıyorum. Eğer McLaren pilotlarını toparlamayı başarırsa şampiyonada Ferrari ile mücadele edebilecek tek takım.
Şu anki görüntü bana 2001 yılını hatırlatıyor. BMW güçlü görünüyor ama o kadar güçlü değil. McLaren güçlü ama pilotlar sorun yaşıyor. Ferrari güçlü ama çok büyük bir fark yok. Birkaç yarış sonra herşey daha da oturacak.
No Comments »
Son zamanlarda Kimi Raikkonen’in Formula 1′de mutlu olmadığına dair söylentiler çıkmaya başladı. Bizzat kendi arkadaşlarının, Kimi’nin 2010 yılında emekliye ayrılacağını söyledikleri iddia edildi. İşin ilginç yanı ise Kimi’nin de bu konu sorulduğunda söylentileri yalanlamamış oluşu.
Peki Formula 1′in en çok geliri olan ve en çok ilgi odağı olan pilotlarından birisi, neden ayrılmak isteyebilir? Söylentilere göre bu kadar fazla ilgi odağı olmak kendisini sıkmaya başlamış. Üstelik promosyon çalışmalarından da iyice bunalmış.
Peki ama 7 yıldır yarışan ve bu süre zarfında da yeteneği sayesinde hep ilgi odağı olmuş bir pilot, şimdi kalkıp da bundan sıkıldığını söylüyor? Yani neden 7 yıldır ağzını bu konuda açmadı da şimdi konuşuyor? Sanırım en büyük ihtimal geçen yıl şampiyonluğa ulaşmış olması; yani Kimi için Formula 1′deki hedefe. Aslında sanki daha önce de birçok şeyden sıkılıyordu da, şampiyonluğa ulaştıktan sonra mazeret arar gibi bir hali var.
Genelde bir pilotun başka bir takım ile görüştüğü veya Formula 1′den ayrılmayı düşündüğü yönündeki söylentiler, bizzat menejerleri tarafından maaşı arttırılsın diye çıkarılır. Ama Kimi zaten şu anda Alonso ile birlikte en yüksek kazanca sahip pilot. Ayrıca gerçekten de başka bir takıma gitmeye ihtiyacı yok, zira kazanan bir takımda zirveye oynayacak bir pozisyonda yarışıyor.
Son zamanlarda yaşadığı performans düşüşü, takım arkadaşı tarafından geride bırakılmaya başlayışı gibi konuları kafaya takacağını pek sanmıyorum. Yani “artık konsantre olamıyorum” veya “takım arkadaşım üzerinde bir üstünlük sağlayamıyorum” gibi şeyler düşünüp “geç olmadan gideyim de iyi hatırlanayım” gibi bir derdi olamaz. Çünkü zaten kendisi berbat geçen bir yarışın ardından bavulunu toplayıp buz hokeyi maçı izlemeye gidecek kadar umursamaz bir pilot.
Promosyon çalışmalarından sıkılması da bana pek gerçekçi gelmiyor, zira McLaren daha medyatik bir takımdı ve McLaren’deyken birçok sponsor için reklam, fotoğraf çekimleri, etkinlikler vs.’ye katılıyordu. Ama hiçbir zaman bundan şikayetçi olmamıştı.
Bence ne promosyonlardan sıkıldı, ne de ilgiden. Bırakmasının tek nedeni var, o da hedefine ulaşmış olması ve Schumacher’in rekorlarıyla uğraşmak gibi bir niyeti de yok.
No Comments »
Biliyorum, biliyorum. 2008 sezonu başlayalı 3 ay oldu ve 6 yarış tamamlandı. Koskaca sezonun 3′ te 1′ i geçti ve bu sitede bulunan son yazı Kimi Raikkonen’in şampiyonluğu ile ilgili olan.
Peki, tamam. Tembelim diyelim. Ama bu siteyi öyle bir anlık bir hevesle açmamıştım. Devamını da getirmeye niyetliyim.
No Comments »
2007 Brezilya GP’sini kazanan Kimi Raikkonen, Fernando Alonso ve Lewis Hamilton’un 1 puan önünde yer alarak şampiyonluğunu ilan etti. İlan etti etmesine ama her an şampiyonluk el değiştirebilir. Çünkü Williams ve BMW Sauber araçlarındaki yakıt ısısının normalden daha düşük olması nedeniyle, bu takımlar yarıştan diskalifiye edilebilir ve sonuç olarak yarışı 7. sırada bitiren Lewis Hamilton’un, aradaki Nico Rosberg, Robert Kubica ve Nick Heidfeld’in çekilmesiyle 3 sıra yükselerek klasmanda 4. sıraya yerleşebilir. Böylelikle Hamilton, 3 puan daha fazla alarak 112 puan ile Kimi Raikkonen’ in 2 puan önünde şampiyon olabilir.
Hadi canım, olmaz öyle şey dediğinizi duyar gibiyim. Ama olursa ben hiç şaşırmayacağım. Nedeni malum: Kişiye Özel Ceza Verilir
Merakla FIA’nın açıklamasını bekliyoruz.
Ek: FIA’dan beklenen açıklama gelmiş ve BMW Sauber ile Williams’a bir ceza verilmeyeceği belirtilmiştir. Böylelikle “mu acaba?” kısmı kalkmış ve Kimi Raikkonen Formula 1 2007 Dünya Şampiyonu olmuştur.
No Comments »
İlan gibi oldu. Altına da FIA yazarsak tam olacak aslında. Geçtiğimiz hafta yapılan Japonya GP’sinden sonra aklıma böyle bir ilan geldi: “Kişiye özel ceza verilir”
Japonya GP’sine tekrar bakınca, yağmurdan daha çok pilotlara ceza yağdığını göreceksiniz:
- Felipe Massa güvenlik aracı pistteyken spin atıp tekrar yerini geri almak için Nick Heidfeld’i geçtiğinden dolayı pitten geçme cezası,
- Robert Kubica Lewis Hamilton’a çarptığı için pitten geçme cezası,
- Sebastian Vettel Mark Weber’e arkadan çarptığı için Çin GP’sine 10 sıra geriden başlama cezası aldı.
Cezalar normalmiş gibi görünüyor (Felipe Massa’nın aldığı hariç, ama o başka bir konu zaten). Ama yarış bittikten sonra ilginç bir gelişme oldu. Vettel ile Weber’in çarpışması Japon televizyonunun kameraları tarafından tespit edilememişti. Fakat bir Japon izleyicinin kamerası bu çarpışmayı görüntülemişti ve görüntüler de YouTube’da yer almıştı. Scuderia Toro Rosso’nun patronu Franz Tost ilgili görüntüleri FIA’ya delil olarak sunup çarpışmada Hamilton’un sebebiyet verdiğini iddia edince görüntüler incelemeye alındı ve pilotlar ifade vermek üzere bu hafta sonu Çin GP’sinin yapıldığı Şangay’da yarış hakemleri tarafından çağırıldı.
Söz konusu görüntü kaydını buradan izleyebilirsiniz: http://www.youtube.com/watch?v=kYbhnrN4Svw
Kaydı izlediğinizde Hamilton’un haddinden fazla hızlı giderek güvenlik aracını neredeyse geçecek duruma geldiğini, ancak geçmemek için dışarıya fazla açıldığını ve muhtemelen kayıp dışarı çıkmamak için de bir anda çok fazla yavaşladığını (hatta durma noktasına geldiğini) göreceksiniz. Hamilton’u sağ tarafında gören Mark Weber de yarış liderini geçip ceza yememek için aniden duraksıyor. Ancak Vettel de Hamilton’u sağda görüp şaşırınca önündeki Weber ile mesafeyi koruyamıyor ve çarpıyor.
Her ne kadar çarpışmanın tüm sorumluluğunu Hamilton’a yüklemek doğru olmasa da, kasıtlı veya kasıtsız böyle şaşırtıcı ve tehlikeli hareketlerde bulunması yanlış. Tabi ki yarış komiserleri de bu yanlışı gördüler. Fakat İngilizler’in bu kadar baskın olduğu bir sporun denetleme kurulunun, şampiyonluğa koşan bir İngiliz pilota bir ceza verdiği nerede görülmüş? (Aslında 1995′te Damon Hill’e verilmişti ama zaten şampiyonluk şansı pratikte yok gibiydi). Bunun yerine Vettel’e verilen Çin’de 10 sıra geriden başlama cezası kaldırılıp kınama cezası verildi ve Hamilton’a da uyarıda bulunuldu.
İlginç değil mi? Hamilton’a ceza vermemek için aynı olayda payı olan başka bir pilota verilmiş ceza kaldırılıyor.
Şimdi çok merak ediyorum, acaba orada Hamilton yerine Fernando Alonso veya Michael Schumacher olsaydı ne olurdu? Hemen cevap vereyim: Japonya’daki derecesi 10 sıra geriye atılır veya Çin’de 10 sıra geriden başlama cezası alırlardı.
1 Comment »
Neden böyle davrandığını anlayamıyorum Ron. Gerçekten bunun nasıl mantıklı bir açıklaması olabilir çok merak ediyorum. Aslında kendimce birşeyler düşünmüyor değilim. Fakat düşündüklerim gerçekten canımı sıkıyor.
Kendi kendine bir düşünsene: Formula 1′in en köklü ve en saygın takımlarından birini temsil ediyorsun. Ancak bir söylediğin diğerine uymuyor. Çok değil, bundan 2 hafta önceye kadar hep “Ferrari’ye ait belgelerin Coughlan’da olduğunu bilmiyorduk, yönetimin de bundan haberi yoktu” diyordun. Fakat WMSC toplantısında her şeyi itiraf edip, Mart ayından bu yana belgelerin Coughlan’da olduğunu bildiğini söyledin. Şimdi de Luigi Macaluso’ya mektup yazıp Ferrari’yi olayları çarpıtmak ve McLaren’i karalamakla suçladın. Ha bir de Avustralya’da yasa dışı araçla yarış kazanmakla…
Yaşlandığın için hafızan mı zayıfladı yoksa çocukça davranmayı sevdiğin için mi böyle yapıyorsun? 2003 yılında sezon ortasına kadar kullandığınız Michelin lastikleri fazla esneyerek kuralları da biraz esnetmemiş miydi? O zaman Ferrari FIA’ya başvurduğunda Michelin’i savunup, FIA kararını eleştirmemiş miydin? Şampiyona için o çok değerli puanları, esnek lastiklerle kazanmamış mıydınız? Şimdi Ferrari kuralları esnetince mi aklın başına geliyor?
Dur tahmin edeyim: Çok akıllı olduğun için böyle yapıyorsun, değil mi? WMSC toplantısında suçlu olduğunuz yönünde karar çıkmasına rağmen, ceza almaktan kurtulmuş olmanız sayesinde medyada kendinizi aklanmış olarak göstermeye çalışıyorsun. Aslında bunu kısmen de başarmış durumdasın. Fakat artık olan oldu Ron. Ne yaparsan yap, bu sezonu mahvettiniz ve üstelik saygınlığınızı da yitirdiniz. Şu anda da çamurun içinde debelenip duruyorsun ve “ben temizim” diyorsun. Tabi üzerindeki çamurun farkedilmemesi için başkasına da çamur atıyorsun ki, “tek kirli ben değilim” diyebilesin.
Tamam, Formula 1′de herkes birbirini gözetliyor, açığını yakalamaya çalışıyor. Bu nedenle Nigel Stepney’in Mart ayında hareketli taban hakkında size verdiği bilgiler doğrultusunda FIA’ya başvuruda bulunman doğal karşılanabilir. Fakat madem McLaren Mercedes olarak dürüst olduğunuzdan bahsediyorsunuz, neden sonradan gelen daha fazla bilgi ve belgelerden haberin olmasına rağmen bu konuda Ferrari’yi uyarmadın? Hadi uyarmadın, o halde neden olay patlak verdiğinde “belgelerden haberim yoktu” dedin? Peki şimdi nasıl oluyor da “haberim vardı” diyebiliyorsun?
Anlayamıyorum. Aslında anlıyorum da anlamak istemiyorum. Çünkü saygı ve sempati duyduğum, üstelik Formula 1′in en köklü takımının böyle şeyler yapmış olma ihtimalini düşünmek canım sıkıyor. Ama canımı sıksa da gerçek bu.
Şöyle bir neler olduğunu senin de itiraflarınla birlikte toparlayalım mı?
- Mart ayında Nigel Stepney size sözlü veya bazı belgeler gönderek hareketli taban konusunda uyarıyor.
- FIA’ya hareketli taban konusunda başvuruda bulunuyorsunuz ve FIA Ferrari aracını inceleyip hareketli tabanı yasaklıyor.
- Avustralya’da kazanmış olan Ferrari, araçta değişiklik yapmak zorunda kaldığı için geride kalıyor ve yarışı siz kazanıyorsunuz. Tabi bu sırada siz sessizsiniz.
- Ferrari’de çeşitli sorunlar oluyor. Rüzgar tüneli arızası, F2007′nin deposundan deterjan çıkması vs. Bunlarla ilginiz olduğunu düşünmek dahi istemiyorum. Bu esnada yine sessizsiniz.
- Ferrari yetkilileri Nigel Stepney hakkında ilginç şeyler söylemeye başlıyor. Hava ısınıyor. Yine sizde ses yok.
- Ferrari, Nigel Stepney’in işten çıkarıldığını ve hakkında Modena savcılığına başvuruda bulunulduğu açıklanıyor. Birden sizde bir hareketlenme başlıyor ve üst düzey bir mühendisinizin görevinin askıya alındığını, iç soruşturma başlattığınızı duyuruyorsunuz.
- Bahsettiğiniz bu üst düzey mühendisinizin baş tasarımcınız Mike Coughlan olduğu yönünde söylentiler çıkıyor.
- Konu derinleşiyor, Ferrari İngiltere’de de soruşturma başlatıyor. Sizden çatlak sesler çıkmaya başlıyor. Coughlan’ın evinde Ferrari’ye ait 780 sayfa belge bulunuyor. Siz konuyla ilginiz olmadığını, bireysel bir suç olduğunu (bana tanıdık geldi bu nedense) söylüyorsunuz.
- Araçlarınızda hiçbir şekilde Ferrari’ye ait bir fikrin kullanılmadığını, Ferrari ve FIA ile tam bir işbirliği içerisine girerek araştırmaya katkıda bulunacağınızı ve hatta FIA’yi MP4-22′yi incelemek için davet ettiğinizi açıklıyorsunuz.
- Coughlan’daki belgelerden hiçbirinizin haberi olmadığını ısrarla yineliyorsunuz.
- Soruşturma derinleşiyor, Coughlan Ferrari ile anlaşıp skandal hakkındaki bilgilerini paylaşacağını söylüyor. McLaren’de birkaç kişinin daha bu belgelerden haberi olduğu söylentisi çıkıyor. Siz ısrarla haberimiz yoktu diyorsunuz.
- WMSC toplantısı yapılacağı açıklanıyor. Siz şaşırdığınızı söylüyorsunuz.
- WMSC toplantısında Ferrari’ye söz hakkı verilmiyor ve siz savunmanızı yapıyorsunuz. Savunmanızı yaparken belgelerden Mart ayından beri haberiniz olduğunu söylüyerek 180 derece çark ediyorsunuz.
- WMSC toplantısından 151c maddesini ihlal ettiğiniz için suçlu olduğunuz sonucu çıkıyor. Fakat Ferrari’ye ait herhangi bir bilgiyi kendi yararınıza kullandığınıza dair bir kanıt bulunamadığı söylenerek ceza verilmiyor. Siz kararın makul ve memnuniyet verici olduğunu söylüyorsunuz.
- Ferrari karara itiraz ediyor ve temyize gideceğini söylüyor. Siz Ferrari’yi ortalığı karıştırmak ve McLaren’in itibarını zedelemeye çalışmakla suçluyorsunuz.
- Luigi Macaluso, Max Mosley’e mektup gönderip, kararın yanlış olduğunu söylüyor. Max Mosley de kararı temyiz mahkemesine taşıyacaklarını açıklıyor. Siz de Macaluso’ya mektup gönderip Ferrari’ye yönelik suçlamalara devam ediyorsunuz.
Olaylar iyice ayyuka çıktığında neden söylem değiştirip, “haberimiz yoktu” derken birden “haberimiz vardı” demeye başladınız? Neden suçlu olduğunuz ortada olmasına rağmen, suçsuz olduğunuzu ve asıl suçlunun Ferrari olduğunu söylemeye başladınız? Dur ben söyleyeyim: Temyiz mahkemesinde WMSC kararı bozulacak ve konu yeniden görüşülecek. Ancak bu sefer pek kaçacak yeriniz kalmayacak ve kaçınılmaz bir ceza gelecek. Bu ceza geldiğinde suçsuz yere ceza aldığınızı göstermek için ortam oluşturuyorsunuz. Zedelenen itibarınızı, mazlum edebiyatı ile kurtarmaya çalışıp, kaçacak sponsorları ve paraları düşünüyorsun.
Hayır Ron, hayır. Sadece Formula 1′e ve McLaren’e zarar veriyor ve saygınlığınızı yitiriyorsunuz.
Not: Hiç ziyaret etmeyeceğin bir siteye Türkçe yazdığım için özür dilerim. İngilizce yazsam ve sana göndersem de okumayacağına ve cevap vermeyeceğine de eminim ya, neyse.
1 Comment »
Her ne kadar Michael Schumacher’e saygım büyük olsa da kariyeri hakkında vereceği karaları merak etmekten sıkılmaya başladım. 2006′ da Formula 1′ e yarış pilotu olarak devam edip etmeyeceğini merak etmiştik. Büyük heyecanla Monza’da açıklayacağı kararı bekledik. Kararını verdi, bazıları rahatladı, bazıları üzüldü, bazıları da sevindi.
2006 sonu ile 2007 başında kendisinin Formula 1 ile olan yakın ilişkisinin pilot olarak olmasa da devam edeceği ve hatta Ferrari’de “danışman” olarak görev alacağı söylendi. Fakat halen hangi konuda danışmanlık yaptığı veya yapacağından emin değiliz. Hatta bundan kendisi de emin değil ki, dün yine bu konu hakkında kararsız olduğunu, belki de yol otomobilleri üzerinde çalışabileceğini söyledi. Bu açıklamaları duydukça aklıma 2 şey geliyor:
- Bu yılı böyle geçirip önümüzdeki yıl tekrar kaskını takıp yarışmaya başlayacak (düşük ihtimal)
- Bu yılı böyle geçici işlerle geçirip sene sonuna doğru Ross Brawn’ın da Ferrari’ye katılmasıyla yeniden yapılandırılacak olan yönetim kadrosunda önemli bir görev alacak.
Neler olacağını bekleyip göreceğiz diyemiyorum, hatta demek istemiyorum. Çünkü artık sıkılmaya başladım. Artık karar ver Michael.
3 Comments »
Son zamanlarda Formula 1 Dünyası’nı en fazla meşgül eden konu hepimizin bildiği üzere Stepney-Coughlan Skandalı. Skandal öyle bir boyut aldı ki, Formula 1′in en köklü iki takımı olan Ferrari ve McLaren iyice birbirine girdi. Olaya FIA, WMSC, İngiliz ve İtalyan adalet mercileri vs. karıştı. Hal böyle olunca her kafadan bir ses çıkıyor tabi (Formula 1′de her kafadan ses çıkmayan bir konu var mı?).
Birçoğumuzun bildiği gibi eski Formula 1 pilotları basına güncel ve spekülatif olaylar hakkında konuşmayı pek severler. Hadi Niki Lauda, Martin Brundle ve Jackie Stewart gibilerini anlayabiliriz. Çünkü onlar televizyonda aktif olarak yorumculuk da yapıyorlar. Fakat Keke Rosberg ve Jacques Villeneuve gibilerinin bir anda ortaya çıkıp ileri geri konuşmasını komik buluyorum. Komik buluyorum ama onların da konuşmalarına biraz olsun alıştım. Ancak geçen günlerde uzun zamandır ismi anılmayan bir isim, eski Toyota, Sauber ve Ferrari pilotu Mika Salo meydana çıkıverdi ve skandal hakkında konuştu. Tabi kendisinin tutup da bir gazete veya televizyonu arayıp “skandal hakkında söyleyeceklerim var” dediğini sanmıyorum. Ama hassas bir konu hakkında patavatsızca konuşması oldukça ilginçti.
Salo şuna benzer bir şey söylemiş:
“Ferrari’deyken, biz de McLaren’ın telsiz konuşmalarını dinleyerek casusluk yapardık. Her serbest antreman turları sonrasıda Mika Hakkinen’nin mühendisleriyle yaptığı konuşmalar kağıtta yazılı olurdu”
Aslında Salo’nun bu açıklamayı yaparken niyeti belli. “Bu casusluk olaylarını bu kadar büyütmenin alemi yok, eskiden beri takımlar birbirlerini izler ve alabildikleri kadar bilgi almaya çalışırlar. Bu hep yapılır” demeye çalışıyor. Ama kaş yaparken göz çıkarmış durumda. Çünkü söylediklerinden çok rahatlıkla “Ferrari zaten casusluk yapıyor” gibi ve hatta “McLaren niye yapmasın ki?” gibi bir anlam çıkarılabilir.
Tabi kısa süre sonra Salo yaptığı hatanın farkına varmış ki tekrar bir açıklama yaparak “Sözlerimin 90′lı yılların sonlarını işaret ettiğini net bir şeklide belirtmek istiyorum. Bu yıllarda telsiz teknolojisi amatör düzeyde gibiydi. Radyo dalgalarının karışmasıyla tesadüfen bile bazı telsiz konuşmaları dinlenebiliyordu” demiş. Fakat yine olmamış. Çünkü;
- Tesadüfen dinlemek ile mühendis ve pilot arasındaki konuşmaları özellikle dinleyerek not almak arasında fark var
- 1990′ların sonu olsa dahi (ki 1999 o kadar uzak değil) telsiz teknolojisinden, özellike Formula 1′dekinden “amatör” diye bahsetmek çok tuhaf. Çünkü o dönemde bir izleyici olarak ben bile telsiz konuşmalarının şifreleme teknikleriyle korunmaya çalışıldığını ve sadece Ferrari değil, bütün takımların bu şifreleri kırmaya çalıştığını biliyordum. Tamam o dönemde sıklıkla telsiz arızaları ortaya çıkabiliyordu. Ama o kadar da amatörce değildi.
- Bilgi hırsızlığı, daha doğrusu sanayi casusluğu ile rakibi gözlemleme ve dinleme arasında dağlar kadar fark var. İkisini aynı kefeye koymak yanlış.
- Salo’ nun Türkiye’den haberi yok sanırım. Bilmiyor mu ki Türkiye gibi “kraldan çok kralcı olanlar cenneti” bir ülkede bu sözler çok güzel bir şekilde yanlış anlaşılır.
Olmuyor Salo, olmuyor…
No Comments »
Merhaba Formula 1 Dünyası!
Aslında “merhaba” biraz anlamsız oldu gibi. Çünkü 1997′ nin sonundan beri Formula 1′ i takip ediyor ve Formula 1 hakkında konuşup duruyorum. İyi bir Formula 1 izleyicisiyim. Genellikle yarışları kaçırmamaz, dışarıda olsam dahi GPRS ile bir Formula 1 sitesine bağlanarak sonuçları öğrenmeye çalışırım. Hatta 2006 İtalya GP’nin sonucunu ve Michael Schumacher’in emeklilik kararı verip vermediğini öğrenmek için Internet kafe aramış durmuştum.
Tabi Formula 1′e olan ilgim sadece yarış izlemekten ibaret değil. Güncel olayları takip eder, bu olaylar hakkında yapılan tartışmalara katılırım. Eski dönemlerde olanları merak eder, okur, araştırır ve izlerim. Tabi bir de her ay indirdiğim onlarca GB’lık Formula 1 videoları cabası. Yani aslında uzun zamandır Formula 1 Dünyası’nın “bu tarafında”yım.
Bu günlükle Formula 1 Dünyası’nda olup bitenlerle ilgili aklımdan geçenleri daha da fazla kişiyle paylaşmak ve tartışmak istiyorum. Sonuçta ben de bir Formula 1 izleyicisiyim ama bu zamana kadar edindiğim bilgilerim ve güncel olaylar hakkında söyleyebileceklerim var.
Peki paylaşım için forumlar yok mu? Var elbette. Fakat forumlardaki genel havadan son zamanlarda oldukça rahatsızlık duymaya başladım. Formula 1′in artık yavaş yavaş daha geniş kitlelere ulaşması (aslında bu iyi bir şey) ve popüler kültürün de etkisiyle aslında bazı konularda yeterli bilgiye sahip olmayan insanlar olayları ölçüp biçerken çok fevri davranabiliyorlar. Bunun yanında maalesef fikrini açıkça dile getiren ve bu konularda düzeyli bir tartışma isteyen kişilere de saygısızca yaklaşabiliyorlar. İleri geri konuşmalar, düzeysiz laf atışmaları, “aslanım Kimiii!!”, “yürü be Alonsooo!”, “afferin be Hamilton, adamım benim!”, “Forza Ferrari!!!”, “Ölümüne McLaren!!” gibi haykırışlardan oluşan cevaplar vs. vs…
Tüm bunlardan rahatsız olmam ve benim gibi Formula 1′i tutkuyla izleyen, fanatikliğini objektifliğini kaybetmeyecek kadar koruyabilen insanlarla fikirlerimi paylaşabilme isteğim nedeniyle bu günlüğü açtım. Ben öyle engin bir Formula 1 bilgisine falan sahip değilim. Öyle olma iddiam da yok. Sadece birşeyler karalayacağım ve karaladıklarımla da fikirlerimi paylaşacağım. Ama farklı bir ortamda paylaşacağım. Bu nedenle farklı bir boyuttan “merhaba” diyorum Formula 1 Dünyası’na.
Umarım karaladıklarım sizlerin de ilgisini çeker ve fikirleriniz, yorumlarınız ve eleştirilerinizle bana katılırsınız.
Saygı ve sevgilerimle.
4 Comments »
|